s DERNEK HAKKINDA
Yönetim Kurulu
Çalışma Grupları
Dernek Tüzüğü
Derneğin Tarihçesi
Amacımız
Dernek Üyeliği
Faaliyet Programı
Kitaplar
 
s DOĞU TÜRKİSTAN
Tarihi
Çoğrafi Durumu
Nüfusu
Kültürel Zenginliği
Ekonomik Zenginliği
İnsan Hakları İhlaleri
Dini Baskılar
 
s MÜZİKVE FOLKLOR
Uygur Müziği
Kazak Müziği
Kırgız Müziği
Özbek Müziği
Tatar Müziği
 

 
 
 
 
 
 

¦¦¦   ¦¦¦ DOĞU TÜRKİSTAN DAYANIŞMA DERNEĞݦ¦¦   ¦¦¦

DİNİ BASKILAR

 

Dini Baskilar

GÜÇLÜ BIR ISLAM ÜLKELERI ÖRGÜTÜ NE ZAMAN KURULACAK
Mehmet Emin BATUR
10 Kasim 2004
Islâm aleminin bin aydan daha hayirli olarak bildigi bir mübarek Ramazan ayinin daha son günlerini idrak ediyoruz. Hayir ve hasenatlarin daha fazla gündemde oldugu bu ramazan ayinda inanan insanlar ellerinden geldigi kadar muhtaç olanlara yardimda bulundu. Olabildigince Müslümanlar arasinda bir sosyal dayanisma yasandi. Cenab-i Hak yapilan bütün iyi niyetli yardimlari insallah kabul eder.
Fakat; sunu açiklikla ifade etmeliyim ki; Müslüman olmanin en önemli sartlarindan olan din kardesinin sikintilarina ve özellikle de zulüm altinda olanlarin imdadina yetisme konusunda bütün Islâm alemi sinifta kalmistir. Yüce dinimiz Islâmiyet'in sartlarini bihakkin yerine getirmekte oldugunu düsünerek adeta cenneti garantilediklerini zannedenler unutmamalidirlar ki; yer yüzünde isgal altinda Müslüman yurtlari oldugu ve dini ibadetlerini yerine getirebilme konusunda devamli olarak tehdit ve tehlike altinda yasayan insanlar eksik olmadigi sürece, diger Müslümanlarin gerçek anlamda bütün dini vazifelerini yerine getirdikleri hayaline kapilmalari bosunadir. Bu kanaate nereden vardigimi soranlar da ne yazik ki yasanmakta olan gerçekleri göremeyenler olacaktir…
Içinde bulundugumuz su mübarek aylar ve günlerde dünyanin dört bir yaninda, isgal altinda zulüm altinda, olan insanlarin hemen, hemen tamamina yakininin Müslümanlar oldugunu düsünürsek, Islâm ülkesi olarak bilinen ülkelerin Islâm kardesligi adina ne soydas olmak adina ne de insan olmak adina üzerlerine düsen hiçbir görevi yerine getirmedikleri, ya da getirmeye gayret göstermedikleri anlasilacaktir. Dünyada kendilerini "Tuzu kuru" olarak görenlerin de bir gün ayni akibetlere duçar olabileceklerini unutmamalari gerekir.
Ser güçler çesitli adlar altinda bir araya gelip örgütlenerek özellikle dünyadaki Müslüman ülkeleri adeta ahtapot gibi kiskacina alarak sistematik bir sekilde gerek, siyasi ve gerek ekonomik olarak etkisiz hale getirmektedirler. Bununla da yetinmeyerek gözlerine kestirdikleri ülkelere askeri harekatlar da düzenleyerek isgal etmektedirler.
Devamli olarak her alanda aktif ve dinamik bir biçimde hareket halinde olanlar Islâm düsmanlari olmaktadir. Bu yüzden de ülkesi isgal edilen, zulüm gören, katliama ugrayan, ezilen, horlanan ve yurtlarindan sürülenlerde Müslümanlar olmaktadir… Bunlar olurken, Islâm dünyasi olarak bildigimiz devletler adeta kafalarini kuma gömerek görmezlikten, duymazliktan gelmeye devam ediyorlar. Orta dogu bölgesinde zaman, zaman çok görkemli mekanlarda Islâm ülkeleri liderlerinin bir araya gelerek gerçeklestirdikleri toplantilarda sözde bir çok hayati ehemmiyete sahip meseleler masaya yatirilmis ve enine boyuna müzakere edilmis gibi görünse de, söz konusu toplantilarin bitiminde aradan kisa bir süre geçtikten sonra, deyim yerindeyse havanda su dövüldügü ortaya çikmaktadir. Bunun da bir tek sebebi, Islâm ülkesi olarak bilinmelerine ragmen bati ülkelerine, ve Amerika'nin gölgesine muhtaç ve mahkum olmalaridir. Bati ülkeleri ve ABD açikça demektedir ki; "Siz istediginiz kadar suralar toplayin, kararlar alin yine en son sözü söyleyecek olan benim" Gerçekten de bu güne kadar yapilan toplantilarin hiç birinden elle tutulur bir sonuç çikmamistir,çikacak gibi de görünmemektedir.
Netice olarak sunu söyleyebiliri ki; Bir Hiristiyan kulübü olan AB'nin ve ABD tahakkümünün karsisina gerçek anlamda güçlü ve cesur kararlar alabilecek bir Islâm Birligi Teskil edilemezse, daha uzun yillar Müslümanlarin ezilmesi ve horlanmasi kaçinilmaz olacaktir. Islâm inancina sahip insanlarin da, sözde degil özde Müslümanligin gereklerini yerine getirecek insan olmalari gerekmektedir…
...........

Çin'in, Dogu Türkistan'daki halka uyguladigi zulmün en önemli nedeni halkin Müslüman olmasidir. Çünkü komünist Çin, bölge üzerindeki hâkimiyet ve sultasini kuvvetlendirmeye karsi en büyük engel olarak halkin Islami kimligini görmektedir.

Dogu Türkistan'da yasanan bu vahsetin ve zulmün temelinde, komünist Çin'in sahip oldugu dinsiz felsefenin oldugu unutulmamalidir. Savunmasiz bir halka karsi yöneltilen bu insanlik disi savas, materyalist ve dinsiz komünist düsüncenin bir sonucudur. Halki dininden vazgeçirmek için her türlü yildirma ve baski yöntemini kullanan Çin sovenizmi, en fanatik dönemini komünist diktatör Mao'nun 1966–1976 yillari arasinda uygulattigi Kültür Devrimi esnasinda yasadi.

Camiler yikildi, toplu ibadet yasaklandi, Kuran kurslari kapatildi ve bölgeye yerlestirilen Çinliler Müslümanlari taciz etmek için her yolu denediler. Okullarda dinsizlik propagandasi yapildi. Ayrica bütün iletisim araçlari vasitasiyla insanlarin dinden sogutulmalari için yogun çaba harcandi. Dini ilimlerin ögrenilmesi ve dini bilgilere sahip öncü kisilerin halki egitmeleri ise tamamen yasaklandi. Buna ragmen halkin Islami kimligi yok edilemedi.

Çin'in Dogu Türkistan'da izledigi politika da komünist ideolojinin genel bir yansimasidir. Bu nedenle Dogu Türkistan'da yasananlari bu ideolojiden bagimsiz olarak degerlendirmek mümkün degildir. Benzeri zulüm ve iskenceler Çin'in dört bir yaninda pek çok farkli birey veya toplum kesimine karsi da uygulanmaktadir ve bu durum, totaliter yapinin komünizmin ayrilmaz bir parçasi oldugunu gösteren örneklerdendir. Bu nedenle bu bölüm içinde Dogu Türkistan halkinin maruz kaldigi baski ve zulüm ile birlikte Çin'in ideolojisini, despot rejimini ve kendi halkina uyguladigi zulüm ve iskenceleri de ele alacagiz.

Gerçekte tüm din düsmani zalim yönetimler, iktidarlarini saglam kilmak ve muhafaza edebilmek için baski ve siddete basvururlar. Tarihin ünlü zalimleri ve diktatörleri hâkimiyetleri altindaki insanlari hep ezmis, asagilamis, keyfi olarak katletmislerdir. Bu anlamda Firavun ile Hitler'in, Hitler ile Stalin'in, Stalin ile Mao'nun birbirlerinden pek farki yoktur. Tüm bu liderler iktidarlari ve ideolojileri ugruna suçsuz insanlari hiç tereddüt etmeden öldürtmüsler, korkunç katliamlar emretmislerdir. Mao da tipki digerleri gibi kurdugu komünist yönetimi güçlendirebilmek için toplama kamplari olusturmus, buralari iskence merkezleri haline dönüstürmüs ve kendisinden farkli düsünen milyonlarca insani acimasizca öldürtmüstür.

1999 yilindan buyana Dogu Türkistan'da dini baskilar "Kültür Devrimin"den sonraki en vahim noktaya ulasti. Dogu Türkistan'da cereyan etmekte olan toplu tutuklama, toplu idam ve iskence dini sahada daha da vahimdir. Suan Dogu Türkistan'da inançsizlastirma siyaseti bütün hiziyla devam etmekte. Çin Ana Yasasinin 36 Maddesinde "Çin Halk Cumhuriyeti vatandaslari inanç özgürlügüne sahiptir" diye belirtmis olmasina ragmen, Çin Komünist partisi çesitli genelgeleri çikarip bütün gücüyle Uygur Türklerini dinsizlestirme politikasini uygulamakta. Bin yildan fazla süredir Müslüman olan Uygur Türklerini dinsiz ve dindar diye ikiye ayirmak suretiyle dindar insanlara baskiyi daha da arttirmakta. Çin hükûmeti anayasasinda dini inançlarin serbest oldugunu belirtse bile, uygulamada dini faaliyetleri yasa disi faaliyet ola-rak algilamaktadir. Dini faaliyetleri "devletin güvenligini tehdit edici unsur" olarak görmekte.

Özellikle Temmuz 1998'da Çin'in devlet baskani Jiang Zemin Dogu Türkistan'a geldiginde Uygurlarin dini faaliyetlerinin yasaklanmasi konusunda talimat verdikten sonra (Ekte sunulmustur), Dogu Türkistan'daki dini baski daha da artmistir. Çin hükûmeti bütün Dogu Türkistan'daki camilere casuslar gönderip, normal dini vecibelerini yerine getirmek isteyen, hiçbir suçu olmayan Uygur Türklerini "yasa disi dini faaliyette bulunmakla" suçlayarak tutuklamakta ve insanlik disi muamelelere maruz kalmaktalar.

Yasalarda net bir sekilde dini özgürlük oldugu belirtilmis olmasina ragmen, bugün Dogu Türkistan'da memurlarin ibadet etmesi yasaklanmistir. Meselâ: Ürümçi Sehri Kablolu televizyon idaresi tarafindan çikarilan 25 nolu genelgenin 1. Maddesinde "isçi ve memurlar dini ibadet edemez, bunu ihlal edenler cezalandirilir" denmistir. Bu genelgenin Çin Merkezi hükûmetin 7 nolu genelgesine istinaden çikarildigi açiklanmistir.

Bugün bu tip genelgeler Dogu Türkistan'da siki bir sekilde uygulanmaktadir. Böylece Dogu Türkistanlilari dinsizlestirme-ye yönelik çalisma yürütülmektedir. Meselâ: Hoten gazetesinin 30 Ekim 1999 günkü sayisinda yayimlanan bir haberinde, Çira nahiyesi Veterinerlik Hastanesinin veterineri Hürnisa Mettursun birkaç arkadasiyla beraber namaz kildigi için "yasa disi dini faaliyette bulunma" suçundan isinden atildigina yer vermis ve cezalandirilmistir .

Son 8 aydir Hoten vilayetinde namaz kildigi için isinden ve okulundan atilan binlerce kisi vardir. Böylece Çin hükûmeti özellikle gençleri dini faaliyetlerden uzak tutmaya çalisilmakta. Yakindan buyana Çin hükûmeti Dogu Türkistan'daki camileri çesitli sebeplerle çakmakta ve devlet dairesi olarak kullanmaya baslamistir. Çin hükûmeti 1997 yilindan buyana sadece Hoten bölgesinde 1218 cami zorla kapatilmis, 939 cami yerle bir edilmistir. Bunlarin disinda bölgede 118 dini okul devlet tarafindan kapatilmistir. Bu okulda egitim görmekte olan 918 ögrenci ile 108 ögretmen ceza evine konulmustur. 18 Eylül 1999'da Uygurlarin evindeki bütün dini kitaplar toplatilmistir. Ayrica bir hafta süre taniyarak bu süre içersinde teslim etmeyenleri cezalandiracagini söylemistir.

Dogu Türkistan Enformasyon Merkezinin edindigi haberine göre, geçen bir yil içinde sadece Ili'de faaliyet gösteren 510 camiden 148'i mecburi kapatilmistir.

Gulca vilayetli Parti Komitesi tarafindan yayimlanan bir bültenin 1999 yili 2 sayisindaki habere göre, merkezi hükûmet Gulca'ya ard arda delege göndererek normal dini vecibelerini yerine getirmek isteyen halki baski altina alarak onlari sindirmeye çalismakta (Metin Ekte sunulmustur).

Bunun disinda Çin hükûmeti tarafindan yayimlanan Sin Jiang Adliye Gazetesinde 99 yili Nisan ayinda yayimlanan bir habere göre, 1999 yili Artus sehrindeki devlet daireleri bir süre tedbir kullanarak 669 cami ve bütün din adamlari gözetim altina almistir. 75 din adami tutuklanmistir. Bütün dini yayinlar toplatilmistir. Gerçi Çin hükûmeti Dogu Türkistan'daki cami sayisini 10 bin olarak verse de, bu camilerin çogu 100 kisinin namaz kilabildigi küçük mahalle camileridir. Çin Hükümeti yatirim yapip cami yapmanin yerine, halk para toplayarak yaptiklari camileri kapatmakta ve yikmakta. Bu cami sayisi 20 milyonluk Müslüman nüfusuna sahip Dogu Türkistan için yeterli degildir. Özellikle Çin Komünist Partisi Merkez hükûmeti 1999 yili yayinladigi 7 Nolu genelgesi yayinlandiktan sonra, Dogu Türkistan'daki bütün camiler siki dene-tim altina alindi. Bütün din görevlilerini kisa süre egitime tabi tutarak camilerde Komünist Partisi propagandasi yapmaya zorlanmakta. 1999 yili dini baskilarin doruk noktasina çiktigi yil oldu. Meselâ: Hoten Gazetesinin 28 Ekim 1999 sayisinda yayimlanan bir haberde, Karakas nahiyesi 16. Köy Oybag camisinin imami Memet Aliyi camide Komünist partisinin propagandasini yapmadigi gerekçesiyle görevinden alinmistir. Daha sonra, tutuklanmistir.

"Hoten Sehri Diyanet Isleri Baskanliginin" 1999 yili 1 Nolu genelgesinde, hükûmet daireleri 24 Eylül günü karar çikarip, Hoten Sehri Sorbag kasabasi Aydinggöl camisinin imami Ömer Kariyi, camide hükûmetin propagandasini ret etmek, 30 dakikalik teblig süresini asmak suçundan görevinden alinmis ve daha sonra tutuklanmistir. Çin hükûmeti dini baskilari o kadar arttirdilar ki, hatta tebligde imamlarin ne konusacagini da yazip elini vermeye basladi. Bir mahalleden diger bir mahallenin camisine cuma namazina varmayi yasakladilar. Yukaridaki gibi insanlik disi uygulamalarin örneklerini daha da çogaltmak mümkündür. Bu baskilarin disinda bütün dünya Müslümanlari için kutsal olan hac ferzini yerine getirmesine de izin vermemektedir. 1999 yili 1200 Uygur hac'a gitmek amaciyla, akraba ziyareti bahanesiyle pasaport aldilar. Bütün islemleri tamamlayarak yurt disina çikmak üzereyken Çin polisi tarafindan pasaportlarina el konuldu. Bu yil ramazan bay-raminda umre gitmek amaciyla 400 Uygur pasaportunu aldiktan sonra, vize islemlerini tamamlayip yurt disina çikmak üzereyken Çin polisi tarafindan kabaca bir sekilde engellendi. Polise karsilik gösteren 122 yasli Uygur tutuklanmistir. Ka-lanlar mecburen havaalanindan ayrilip kalmak üzere otele geldiginden "Uygurlari Otele alinmaz" cevabini aldilar. Çünkü birkaç sene önce Pekin Emniyet Müdürlügü otellere Uygurlarin alinmazligi konusunda genelge dagitmistir. Bu kisilerden bir kismi çok para ödeyerek Çinlilerin evinde kalmaya mecbur kalmislardir. Çok yasli olanlari mecburen Havaalani yakinindaki açik havada kalmaya mecbur kalmislardir. Açik havada kalanlardan Eminahun Torgay (72 yasinda); Tursun Ahun Yipçi (64 yasinda, Artuslu); Abdulkerimahun Mezin (68 yasinda, Keriye nahiyesinden); Kamer Nisahan (65 yasinda, Keriye Nahiyesinden) 4 kisi donarak hayatini yitirmistir. Bütün bu baskilara karsi mücadele bütün siddetiyle devam etmekte. Özellikle Uygur Türklerinin yogun oldugu Hoten, Kasgar, Gulca ve Aksu gibi bölgelerde sicak çatismaya dönüsmüs olup, araliklarla devam etmekte. Fakat Dogu Türkistan'in disa kapali olmasi nedeniyle dünya kamuoyu bilmemektedir. Müslüman Uygur Türkleri milli kurtulus hareketini hizlandirmis durumdadir. Son üç yildir binlerce masum Müslüman hakli davasini savundugu için sehit olmuslardir. Fakat dünyada insan haklari bekçiligini savunan ülkeler hâla sessiz kalmaktadir. Çin hükûmeti bugüne kadar dünyanin gözünü boyamak amaciyla hakli davamizi "kökten dinci hareket, terörizm" olarak tanitmakta. Böylece Dogu Türkistan halkinin bagimsizlik hareketini karalamaya çalismakta. Aslinda Dogu Türkistan'da Çinlilerin yapmakta oldugu devlet terörü ve soy kirimi Çeçenistan, Bosna Hersek'te cereyan eden olaylardan hiçbir farki yoktur. Bundan dolayi biz Dogu Türkistan halki adina dünya insan haklari örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin Dogu Türkistan'a heyet göndererek insan haklari ihlalleri konusunda arastirma yapmasini arzu ederiz.

1949'da komünist rejimin Dogu Türkistan'a girmesiyle, yeni bir terör ve baski rejimi baslamistir. Dini vecibelerin yerine getirilmesi yasaklanmis, ibadet yerleri,dini ve milli egitim yapan okullar,medreseler kapatilmis, kutsal dini kitaplar yakilmis, ulemalar ve yurdun ileri gelenleri tutuklanmis, çogu öldürülmüstür. Genel Vali Burhan Sehidi 1952'de çogu din adamlarindan olusan 120.000 kisinin idam edildigini açiklamistir.

Mao'nun ölümünden sonra uygulanan "açik yumusama" politikasi Dogu Türkistan Müslümanlarina bir ölçüde milli ve dini hosgörü içinde yasama imkani vermistir. Bu ortami firsat bilen Müslüman halk 1980'li yillarda yikilan camileri onarmaya ,yakilan kutsal kitaplari temine çalismislardir.

Ancak bu hosgörü dönemi kisa sürmüs, yeniden dini faaliyetler yasaklanmis; okullar, medreseler kapatilmis, hocalar talebeleriyle birlikte hapsedilmislerdir.

Çin komünist partisi merkez komitesi'nin "Sincang'in Istikrarinin Korunmasi" hakkindaki çok gizlilik dereceli 19.3.1996 tarihli kararinda din ve egitimle ilgili maddeler söyledir :

"Dini faaliyetler mutlaka devletçe kontrol edilmelidir. Bütün özel dini egitim kurumlari kapatilmalidir.ÇKP üyelerini dini faaliyetlerle ugrasmalari kesinlikle yasaklanmalidir. Halk kesinlikle dini propagandalara karsi korunmalidir.ÇKP faaliyetlerine katilmayanlar derhal partiden ihraç edilmelidir.

Bilim adamlari, ögretim üyeleri ve ögrencilerin karsilikli müdaleleri islemlerine süratli bir sekilde ve kesin olarak son verilmeli ; Sincang'daki her kademede, her çesit egitim ve ögretim kurumlarinda her ne sekilde olursa olsun yabanci temaslarin ders olarak okutulmasi , budan böyle kesinlikle yasaktir. Sincang'dan dis ülkelere gönderilecek ögrenciler kesinlikle titiz bir sekilde seçilmelidir. Seçilenler parti yolunda sadik olmalari için uyarilmalidir ; ögretim masraflarini kendileri karsilamak suretiyle yurt disinda ögrenim görecek ögrencilere kesin olarak siniflamalar getirilmelidir. Singcang'daki ilk ve orta dereceli okullarin dis ülkelerde ayni seviyedeki okullar ile iliskiler kurmalari da kesinlikle yasaklanmalidir. Yukaridaki prensiplere uymayan ögretim kuruluslari kesinlikle kapatilacak, okulun idarecileri ve ögretmenleri sert bir sekilde cezalandirilacaklardir."

Öte yandan Islâm Ülkeleri'ne açilmak gayesiyle ; bu ülkelere hos görünmek için, büyük sehirlerde birkaç cami süsleyip ibadete hazir tutarak aldatmaca tedbirler almaktadir. Hacca, hükûmetçe seçilen kisiler gönderilmektedir. Haci kafileleri onar kisilik gruplar halinde tertiplenmekte olup,her grubun basinda bir komünist sorumlu bulunmaktadir. Dis ülkelerden özellikle Islâm Ülkeleri'nden kitap,dergi gibi basili ve video bandi gibi görüntülü dokümanlarin girmesi yasaktir.

Yine önemli bir haber kaynagi olan Dogu Türkistan Enformasyon Merkezinin bir açiklamasinda;

ÇIN HÂKIMIYETININ ASIL MAKSADI DOGU TÜRKISTAN HALKININ DINI VE MILLI DUYGULARINI YOK ETMEKTEN IBARETTIR

Ferhat Muhammedi(Dogu Türkistan Enformasyon Tetkikat Bölümü)

Komünist anlayis ve ideoloji sadece Islâm dinînin degil, yeryüzündeki mevcut bütün din ve itikatlarinda siddetli düsmaniydi. Komünizm idealist bakisi ve yeni ruhu kökten inkâr eder.

Ayni zamanda ateizmi dinsizligi tesvik eder, bu nedenle dünyadaki komünist düzende yasamakta olan halklarin durumuna bakacak olursak insanlarin en temel hak ve hürriyetlerin-den biri sayilan itikat özgürlügünün agir derecede çignenmekte oldugunu insanlarin sert diktatörlük baskisi altinda kendilerinin dinî itikatlarindan peyderpey mahrum birakilmakta oldugunu ve onlara din ile tümden karsi karsiya olan ve insanlik âleminde en temel hastaliklardan biri sayilan komünist bakisin zorla dayatilmakta oldugunu görebiliriz. Özellikle, kisiyi siddetli endiseye sevk ettigini, komünist düzenin, Uygurlar gibi millî örf adetleri ile dinî örf adetlerini kendi aralarinda pekistiren ve kendilerinin millî ayricaliklarini sekillendiren milletlerin millî varligina agir tehditlerde bulunduklarindan ibarettir.

Geçmisteki ve bugün mevcut olan komünist düzen altindaki devletlerin dine yönelttigi pozisyona bakacak olursak hiçbir dinî itikadi ayakalti etmek ve dine hakaret etmek cihetinden komünist Çin'in eline su dökemezler. Uygurlarin itikat etmekte oldugu Islâm dinînden bahsedecek olursak, bu mukaddes din Çin komünistlerinin Dogu Türkistan'i ettigi 50 küsur yildan bu yana, insanlik tarihinde emsali görülmemis halde agir hakaretlere ve ayak alti edilmelere ugradi.

"Agir Kültür Inkilâbi" diye adlandiran zulüm yillarinda Uygurlarin evlerindeki mübarek Kur'an-i Kerimler ve hadis kitaplari yakilip yok edildi. Müslümanlarin mukaddes ibadet yerleri sayilan mescitler domuz ahiri yapildi ya da yikilarak dümdüz edildi. Dinî âlimler ve dinî ibadetle ugrasan itikat sahibi halk agir zulüm ve horlanmalara duçar oldular. Uzun yillar devam eden bu tür dayanilmaz baski ve siyasî darbeler sebebi ile 70'li yillarin sonlarina gelindiginde Dogu Türkistan halki kendisinin binlerce yillardan beri devam ettire geldikleri dinî varligini kaybetme noktasina gelmislerdi. Özellikle de gençler dinî duygulardan tamamen uzaklastirilmisti. 70'li yillarin sonlarina geldiginde komünist Çin hükûmeti bu yapilanlarin hepsini "dört kisilik güruh" denilenlerin üzenine atip, sütten çikmis ak kasik oluverdiler. 802li yillardan sonra Uygur halki Çin merkezi hükûmetinde bir dönem devam eden iç hukuk çekismesi mücadelesi sebebi ile sekillenen siyasî bosluktan faydalanip kendilerinin normal dinî faaliyetlerini birer birer aslina çevirmeye basladilar. 80'li yillarin basindan 90'li yillarin basina kadar Dogu Türkistan bölgesinde normal dinî faaliyetlerde bayagi canlanis mevcut oldu. Dinî itikat cihetindeki bu tür canlanis tabii olarak millî duygu ve millî gurur cihetindeki tekrar canlanis ve kismen filizlenme meydana gelmisti.

Malum manada ifade edilecek olursa, günden güne güçlenmekte olan mili gurur, Dogu Türkistan halkinin millî asagilama ve zulme karsi mücadelesinde dayandigi en temel silahina dönüsmüstü. Bu hal tabi olarak Çin hâkimiyetini endiseye sevk etmisti. Çünkü Çin hükûmeti Dogu Türkistan halkini asimile edip yok etmenin birinci sartinin onlari millî duygulardan uzaklastirmak oldugunu, bu tür duygunun yok edilmesi ile Dogu Türkistan halkinin Çin hâkimiyetine karsi olan tepkisi ve karsi duygularinin da otomatikman güç kaybedecegini ve eyerli halkin boynunu baglayip dayak çekse o tarafa mutlaka itaatkarlikla hareket eden uysal kuzulara dönüsecegini herkes biliyordu. 90'li yillardan itibaren Çin'in yukari derecedeki önderlik seviyesindekilerin hukuk çekismesi mücadelesi yatisip biraz dinlendikten sonra dünya kamuoyunun, özellikle de Islâm dünyasini gözünü boyamak için bir dönem takindigi maskesini çikartip atip, Dogu Türkistan halkinin dinî ve millî varligini yok etmek için sistemli olarak harekete geçti. Gerçi Çin'in temel konularinda "Bütün tabiiyetimizdekiler dinî özgürlüge sahiptir." deniliyorsa da, Çin hükûmeti Dogu Türkistan da kendi temel yasalarinda yer alan ve yukaridaki maddesine zit gelen bir çok yasa ferman ve genelgeler çikarip Uygurlarin dindi itikat ve özgürlügüne agir yasaklar koymaya basladi. 96 yilinsa geldiginde "Sinkiang(!) temel tehlike millî bölücülerden ve yasa disi dinî hareketlerden gelir." Seklinde-ki siyasî slogani ortaya atip Dogu Türkistan'daki dinî sahaya apaçik sekilde darbe vurmanin belirtisi olarak gösterdi. Buna uygun halde Çin genelinde yürütülmekte olan suç olaylari, suçlara sert darba vurmanin isaretini "millî bölücüler ve yasa disi dinî hareketler" diye adlandirmakla Dogu Türkistan halkinin millî ve dinî duygularini yok etmeye yönelik bu asil maksadini açikça ortaya koydu. Çin hakimiyetinin bu sert darbe vurma hareketi esnasinda normal dindi faaliyetlerle mesgul olan bir çok günahsiz dinî zatlar ve itikat sahibi insanlar tutuklandilar.

Sonraki dönemlerden bu tarafa Çin hakimiyetinin dinî sahaya yönelttigi bastirma hareketlerini baska sahalarda genislettigi ve hatta Uygurlarin gündelik hayatta çok kullandigi dinî anlam kazanan kelimeleri telaffuz etmeyi de yasaklamaya basladi-gi, komünist hakimiyetinin Dogu Türkistan halki dinî ve millî duygularini yok etmek için planli hareket etmekte oldugunu açikça göstermektedir.

Mesela, "Dogu Türkistan Haber Merkezi"nin verdigi Kasgar Yenisehir Nahiyesi Ermidun ve Yamyar köyünde yürütülmekte olan yaz tatili dönemindeki ideoloji sahasindaki bölücülüge karsi durus mücadelesinin "ikinci uygulamasinda hükûmet görevlileri köydeki halkin gündelik hayatinda kullanmaya alistigi "Allah'a Sükür, Allah Rahmet Etsin, Allah'a Emanet, Elhamdülillah, Esselamunaleykum" gibi dinî terim seklini almis örf adetle ilgili sözlerin bundan sonra söylenemeyeceginin, özellikle ögrenciler siniflarina girdiklerinde "Esselamunaleykum" diyerek giremeyeceklerinin söylendigi, hatta cenaze namazini kilarken dahi Kur'an tilavetinin dahi dinlenemeyecegi açikça duyurulmustur. Bu konu herkesi sikintiya sokmus ve diger bölgelerde yayilmaya baslanilmistir.

Hepimize malum oldugu üzere bütün dünyadaki Müslüman milletlerin Islâmiyet'ten önceki ananevi adetleri sonradan Islâmî adetler ile pekistirilip birbirinden ayrilamaz hale gelen ve yalnizca Müslüman milletler degil ayni zamanda Hiristiyanlarin, Yahudilerin ve hata Budistlerin de böyle dinî görünüm kazanmis kelimelerine yasaklar gelmistir. Bu dinlerde itikat eden milletlerin de mili özelliklerine yasaklamalar gelmistir. Birlesmis Milletler Teskilati, Insan Haklari Umumi Beyannamesinin ruhuna dayanildiginda bir milletin millî kimligini yok etmeyi hedefleyen buna benzer yasaklama usulleri insan hak ve hukukuna yapilan siddetli tecavüz karliktan baska bir sey insani hayrete düsüren su ki; Çin hükûmeti Dogu Türkistan halkina karsi yürüttügü yukaridaki gibi yasaklama tedbirleri araciligiyla bir taraftan dünyadaki bir milyardan fazla insanin itikat ettigi Islâm dinîne yönelttigi ayak alti etmeciligin ve hakaretin siddetini her geçen gün arttirmaya ve bir taraftan da diplomasi cihetinden göz boyamacilik yaparak Islâm ülkeleri ile olan münasebetlerini güçlendirmeye çalismak-tadir. Bu gün bakacak olursak hakikaten dünya devletleri arasinda Çin ile münasebetleri en yakin olan Dogu Türkistan halki ile dindas ve kandas olan Türkiye ve Islâm ülkelerinden ibarettir. Çin hükûmeti olanlarla olan diplomatik münasebetlerinde Dogu Türkistan bölgesinde Türk ve Müslüman halklari kullanarak bu halklarin Komünist Partinin sefkatinde ve güvenliginde müreffeh(!) bir hayat yasamakta olduklarindan söz ederek yalan

söylerken içeride ise Dogu Türkistan halkina bu ülkelerle olan yakin münasebetleri hakkinda propaganda yaparak her nasilsa yerli halkin yukaridaki devletlerle olan dindas ve kandaslik baglarini nazari itibara alarak Türk ve Islâm ülkeleri ile olan dostluklarini güçlendirmeye özel bir ehemmiyet vermekte oldugunda söz ede gelmektedir.

Gerçekte ise Çin hükûmetinin yillardan beri diplomasi cihetinde "düsmanimin düsmani benim dostumdur" seklindeki felsefeyi kullanmakta oldugu ve bu tip sahte diplomasi usulleri kamuoyunda yalnizliga düsürmek için kullandigi asikârdir.

Mesela, Çin ile münasebeti en yakin diye bakilan Iran, Irak, Suriye, Libya ve Sudan… gibi Islâm ülkeleri yillardan bu tarafa Amerika ve bir kisim bati ülkeleri ile düsmanlik sürdürdügü bir gerçek. Çin'inde Amerika'yi "Düsman Güç" olarak gördügü bizce malumdur. Çünkü "Amerika önderligindeki düsman güçler" denilen sözcükler su anda da Çin matbuatlarin-da çokça telaffuz edilmektedir. Bu yüzden Çin hükûmeti yukaridaki ülkelerle olan münasebetlerini araliksiz güçlendirerek BM Teskilatinin ve bati ülkelerinin ambargolarina bakmadan o devletlere stratejik silahlari satarak bu ülkelerle Amerika ve bazi bati ülkelerine karsi gizli olarak ittifaklar kurmaktadir. Filistin meselesinden bahsedecek olursak, Çin hükûmeti uzun yillardan beri Filistin halkinin hakli mücadelesini destekleyecegi hakkinda söylemlerde bulunmaktadir. Eger kendisinin düsmani sayilan Amerika-Filistin düsmani Israil'i kollamasa idi, o zaman Filistin halkinin ölmesi ya da kalmasi, Çin'in rüyasina bile giremezdi. Pakistan'la olan fevkalade yakin münasebetinden söz edecek olursak yillardan beri Hindistan ile düsmanlik gütmekte oldugundan ve Hindistan'in bir numarali düsmani sayilan Pakistan'i üstün teknolojik silahlar ile destekleyip onu Hindistan'a karsi kullana gelmekteler.

Çin'in Afganistan'la olan münasebetleri de öyle idi. Sonra Amerika'nin temel düsmani sayilan Taliban hükûmeti ile olan yakinlasmasinin pesine düstü. 11 Eylül vakasindan sonra Taliban hükûmeti yikilir yikilmaz su anda Taliban dan en çok nefret eden ülke haline geliverdi. Simdilerde ise, kirli oyunlari ortaya çikip daha önceleri Taliban hükûmetine silah destegi sagladigi dünya basininda ifsa edilmeye devam edilmektedir.

Demek oluyor ki; Çin hükûmetinin yukaridaki Islâm ülkeleri ile olan yakin dostluk münasebetleri kesinlikle Dogu Türkistan halkina sevgisinden degil olsa olsa kendisinin uluslar arasi kamuoyunda yalnizliga mahkum olmasi endisesi ile ve bu durumu önlemeye yönelik olarak kullanmakta oldugu "düsmanimin düsmani benim dostumdur." felsefesinden baska bir sey degildir. Eger Çin hükûmeti Türk ve Islâm devletleri ile hakikaten samimi dost olmus olsa idi, bu devletlerin devlet dinî sayilan Islâm'i ayak alti etmemis, Türk Islâm ülkeleri ile din ve kan cihetinden kardes olan Dogu Türkistan halkina insanlik disi muameleleri reva görmemis olurdu.

Amnesty International'a göre 11 Eylül sonrasi 3 bin Uygur tutuklandi, yüzlercesi de yargilanarak ölüm cezasina varan cezalar aldi. Ceza alanlarin çogu müzisyen, yazar ya da halk tarafindan sevilen karizmatik din adamlariydi.

Yine Dogu Türkistan Enformasyon Merkezinin 2001 Raporunda özetle;

         KOMÜNIST ÇIN HÜKÜMETININ UYGURLARA UYGULADIGI KANLI SÖMÜRÜ HAREKÂTLARI DAHA DA SIDDETLENMEKTE

Komünist Çin hükûmeti Uygurlarin dini inancini yasaklamak ve baski yapmakla bitiremeyecegini gördügü için, baska bir plani uygulamaya koymaktadir ki, o da; "dine sosyalizm için hizmet ettimek" insan akli kabul edemeyecek derecede igrenç bir çagriyi uydurup çikararak bir taraftan din adamlarini hükûmetin sözünü dinleyen, sözde "vatansever din adami" olmaya zorlarsa, bir taraftan da tüm dini faaliyet yerlerini özellikle partiye siyasetini, milletler birligini, hatta Marksizm'in dinsizlik egitiminin yürütüldügü yerler haline getirmektedirler.

     Örnegin Dogu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldigi verilere göre suan Dogu Türkistan'daki camilerde imamlik görevini yürütenler cemaatin seçtigi, dini bilgisi yeterli olan gerçek din adamlari degil de, bilakis hükümetin seçtigi ve aylik maas alan, hükûmetin emirlerini kosulsuz uygulayan okuryazarligi bile dogru düzgün olmayan sözde" vatanperver din adamlari" imis.

     Hükûmet bu "vatanperver din adamlari"ni zaman zaman toplayip, onlara milletler birligi egitimini, vatanin bütünlügünü koruma egitimlerini ve istikrar egitimi vermekle onlarin sözde " vatanperverlik ruhu"nu! Güçlendirmektedir. Bir taraftan da onlardan camilere giderek cemaate komünist parti siyasetini, milletlerin birligini, hatta dinsizligi teblig etmeyi istemektedir. Sayet reddedenler varsa agir bir sekilde ceza verilmektedir.

     Örnegin Dogu Türkistan'daki hükûmet gazetelerinden biri olan, "Hotan" gazetesinin 29 Kasim 1999 tarihli sayisindaki bir haberin içerigine bakildiginda Çin hükûmeti, Hotan Iline bagli "Karakas" Nahiye merkezi 16. mahalle "Oybag" cami imami "Muhammed Ali"yi Çin Komünist Partisinin siyasetlerini camide anlatmaya zorlamis olsa da, bu imam hükûmetin bu talebini reddettiginden ötürü Çin yetkilileri onun imamligina son vererek cezalandirmis, üstelik "Illegal dini faaliyetlerle mesgul olmak" ithamiyla tutuklamistir.

     Çin hükûmeti Uygurlari dini egitimden mahrum birakarak sonuçta dinsizlestirmek amacina ulasmak için tüm dini okul-medreselerini kapatmistir. Bu nedenle dini egitim almayi isteyenler çaresiz kalarak dini egitimi çok gizli bir sekilde almaya zorlanmaktadirlar. Fakat Çin yetkilileri bunu da engelleyerek, gizli din egitimi alanlari ve verenleri agir cezalandirmistir. Hatta küçük çocuklari bile hapishaneye koyarak eziyet etmislerdir.

     Örnegin Dogu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldigi bir haberine göre bu yil 27 temmuz günü Dogu Türkistan'in "Hotan" iline bagli "Karakas" ilçesinin bir köyünde Çin yetkilileri gizlice dini egitim almakta olan, henüz yaslari 16'dan küçük olan 2 Uygur çocugu tutuklamis ve onlara feci bir sekilde eziyet etmek suretiyle onlarla birlikte egitim gören baska 18 çocugun isimlerini ona söyletmisler, onlarin içinde henüz 7 yasinda olan küçük çocuklar da olup, polisler bu çocuklari da tutuklayip her biri için 300-500 Yuan para cezasi vermislerdir.

     Yine Dogu Türkistan Enformasyon Merkezinin muhabiri "Abdullah Pamir"in vatandan direkt olarak gönderdigi bilgile-re göre "Hoten"li ünlü din adami "Aziz Somen" bu yil haziran ayinda "Ürümçi"de Çin polisleri tarafindan tutuklanmistir.

         Komünist Çin idarecileri Çin anayasasina 'Vatandaslarin dine inanma veya inanmama serbestligi ile inanma ve inanmama konusunda tesvik etme hürriyeti vardir' ibaresini koymus olmasina ragmen uygulamada bu tamamen tersidir. Çünkü Komünistlerin açik ideolojisi Dini yok etmektir. Komünist Çin hükûmeti, Islâm Dini'ne büyük bir nefret besler. Yillardan beri sayisiz Camileri tahrip ederek arsalarina el koymus, hatta bazi Camileri, Müslümanlarin sevmedigi ve haram saydigi domuzlarin bakildigi ahir haline getirmistir. Binlerce din adamini idam ettirmis, Yüce Kitabimiz Kur'an-i Kerim'leri yakarak ortadan kaldirmaya çalismistir. Dogu Türkistan Müslümanlari mübarek Islâm dinini sarsilmaz imanlariyla korumaya çalismis, sayisiz kurbanlar vermistir.

Komünist Çin hükûmeti son 10 yildan beri Islâm Ülkeleri'nin iktisadi ilgisine erismek ve demokrasi akimina uymak için yalandan dini özgürlük siyasetini ilan etmistir.

Dogu Türkistan Müslümanlari bu firsattan yararlanarak tahrip edilen ve amaç disi kullanilmakta olan Cami'leri ve ibadet yerlerini eski haline getirmeye çalistilarsa da, Sünnet, Namaz, Kurban, Dini Bayramlarin yasanmasi gibi (vecibeleri yerine getirmek) dini faaliyetler ve serbestlik çok kisa sürmüs, 1989 yilindan sonra Çin Komünistleri bu konuda büyük dönüs yapmislardir.

Yeni bir dini siyaseti uygulamaya koyarak dini faaliyetlere müdahale etmeye basladilar. Camileri dogrudan dogruya yönetmeye, imamlari, hatipleri kendileri tayin etmeye basladilar. Medrese ve dini kurslar kapatildi. Din büyükleri, müderrisler, dini okul ve kurslarin ögretmen ve ögrencilerini  takip ederek, tutuklamaya basladilar.

Çin isgal idaresinin Dogu Türkistan'daki basi Sovenist Kizil Çinli Diktatör General Vang En Mav 14 mayis 1988 tarihinde Komünist Partisinin Merkez Komitesi toplantisinda söyledigi su sözler, Çinli Komünistlerin bu konudaki gerçek niyetlerini açikça belli etmektedir. General Vang En Mav söyle diyordu:

" ....... Dine inanmama özgürlügünü tesvik etme islemini güçlendirmemiz gerekir. Sosyalizmi himaye edecek dini zatlarla birlik içinde olmamiz lazimdir. Camii yapimini durdurmamiz, dinin serbestçe gelismesine yol vermememiz lazimdir. Dini tedrisati kesin olarak dizginlememiz lazimdir. Hacca gideceklerin sayisi, devletçe belirtilen kontenjanla sinirlanmalidir........"

Din âlimleri görevden alinarak, çöllerdeki köylere sürgün edildi; hor islerde kullanildi, mesela domuz bakiciligi yaptirildi.

 Camiler, medreseler, türbeler yikildi, harap ve virane bir sekle sokuldu. Yerlerine isletmeler, depolar, at haralari, . . . . yapildi.

Merhum Ahmet Kabakli Bey her zamanki gibi Dogu Türkistan'i anlatirken bir yazisinda Dini Zulüm üzerine sunlari söylemektedir.

"1949'da Komünist rejimin Dogu Türkistan'a girmesiyle yeni bir terör ve baski rejimi baslamistir. Dini vecibelerin yerine getirilmesi yasaklanmis, ibadet yerleri, dini ve milli egitim yapan okullar, medreseler kapatilmis, kutsal din kitaplari yakilmis, ulema ve ileri gelenler tutuklanmis, çogu da öldürülmüstür.

Genel Vali Burhan Sehidi çogu din adamlarindan olusan 120.000 kisinin idam edildigini açiklamistir.

Mao'nun ölümünden sonra uygulanan "açik yumusama" politikasi Dogu Türkistan Müslümanlarina bir ölçüde dini ve milli hosgörü içinde yasama imkani vermistir. Bu ortama inanan Müslüman halki 1980'li yillarda, yikilan camileri onarmaya,yakilan Islami eserleri kurtarmaya çalismistir. Ancak bu hosgörü dönemi kisa sürmüs, dini faaliyetler yeniden yasaklanmis, okullar, medreseler kapatilmis, hocalar talebeleri ile birlikte hapsedilmislerdir.

Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin "Sincag'in Istikrarinin Korunmasi" hakkindaki çok gizlilik dereceli 19.03.1996 tarihli kararinda Din ve Egitim ile ilgili maddeler söyledir: "Dini faaliyetler mutlaka devletçe kontrol edilmelidir. Bütün özel dini egitim kurumlari kapatilmalidir. ÇKP üyelerinin dini faaliyetlerle istigal etmeleri yasaklanmalidir. Halk, kesinlikle dini propagandalara karsi korunmalidir. Bu faaliyetlere katilmayanlar derhal önlenmelidir."

 Din kitaplari sadece komünist yönetim tarafindan yayimlaniyor, bölge hükûmetinin üyelerinin camiye gitmesi kesinlikle yasak ve 50 yasin altindaki Uygurlar'in hacca gitmesine izin verilmiyor. Komünist Çin rejimi, iktidara karsi direnenleri acimasizca yargiliyor. Bu yargilamalar da çogunlukla 'idam' cezasiyla sonuçlaniyor. Uluslararasi Af Örgütü "Amnesty

International", Sincan bölgesinde sözde isyancilara karsi baslatilan son kovusturma kampanyasiyla, çok sayida kisinin idam cezasina çarptirildigina dikkat çekiyor.

Dogu Türkistan halki ; Çinliler'den sosyal ve kültürel iliskilerden nefret edercesine kaçinarak pasif mukavemetin en iyi örneklerini vermekte, imkan ve firsata buldukça da tepkilerini aktif olarak göstermektedirler.

1953,55,57,62,67,69,70 ve 85 ile 1989 yillarinda vuku bulan dini ve milli hareketler dünya basininda yankilar uyandirmistir... 1990 yilinda yüzlerce mücahidin sahadetiyle son bulan "Barin Ayaklanmasi" ve nihayet 4 Subat 1997 tarihinde Gulca'da baslayip , ülkenin birçok kesimleri de sirayet eden milli direnis hareketleri, Dogu Türkistan'da Müslüman Türk'ün asirlardir köklesen dini ve milli inançlarinin sökülüp atilmayacagini gösteren bir cevaptir.

Netice itibariyle, tüm baskilara ragmen insanlik seref ve haysiyetiyle asla bagdasmayan agir bir esaret ve müstemleke zihniyetinin uygulandigi Dogu Türkistan'da 26 milyonu askin bir Müslüman Türk toplumu vara olma mücadelesini sürdürmektedir.

Uluslar arasi Af Örgütü  Mart 2002 Raporunda ise özetle;

Din özgürlügü üzerine yeni kisitlamalar getirildi. Genç insanlar üzerinde kötü bir etkisi oldugu söylenen camiler kapatildi ve imamlar siyasi egitime tabii tutuldu. Egitime tabii tutulanlardan partinin diktasina boyun egilmesi istendigi gibi muhalif olanlardan ispiyonculuk yapmalari da isteniyor.

Farkli düsünenleri ortaya çikarma kampanyasina 2002 yilinda SUOB'de kültürel ve medya çevreleri de dahil edildi. "Bölücülükle mücadele"nin siir, sarki, kitap, bildiri, mektup ya da internet vasitasiyla yayilan düsüncelere karsi da yürütülmesi gerektigi yetkililer tarafindan vurgulandi."Dini inançlara özgürlük din için özgürlük degil" (The Xinjiang Daily, 18 Mayis 96)

Bütün Çin'de oldugu gibi SUOB'de dini faaliyet 1950'den beri ciddi bir biçimde engellenmektedir. Son yillarda da Çinli yetkililer radikal Islamci bazi hareketleri Uygur bölücü gruplari ve dini liderlerine akil hocaligi yapmakla suçlamaya basladilar. Bunun dogruluk payi olsa da halkin büyük çogunlugunu etkileyecek olan din üzerinde olan baski ve kisitlamalar için gerekçe olusturamaz. Bunun disinda bagimsiz gözlemci ve uzmanlarin söyledigine göre Uygurlar için din daha çok etnik kimlik ve kültürel mirasa vurgu yapmak için önem kazanmakta ve Wahhabi okullarinda ögretilen Islam ile pek fazla ortak yönleri olmadigi söylenmekte. Uygurlar arasinda genis bir biçimde görülen hosnutsuzluk ise daha çok hükümetin politikasindan kaynaklandigi, çünkü bununla esitsizlik ve irk temelinde ayrimciligin körüklendigi söyleniyor. Yabanci Islamci akimlarinin ise bunda payi az oldugu söyleniyor.

Ekim 2001'den sonra yogunlasan siyasi baski SUOB'de "yasadisi dini faaliyet" ve "asiri dinci güçleri" dahil ederek yürütüldü. Onlarca hoca ve ögrenci illegal dini faaliyet için gözaltina alinip tutuklandi. Bu tür operasyonlar Hoten, Kasgar, Börütala ve baska illerde de yürütüldü. Kasgar'dan alinan bir rapora göre Kasim 2001'de 13 "illegal din merkezi" kapatilmis ve ayin yapan 50'den fazla insan gözaltina alinmisti.

Reuters ajansinin bir polis yetkilisinin verdigi bilgilere dayanarak verdigi habere göre Aralik 2001'de Bayingolin Mogol Otonom Vilayeti'nde 9 Müslüman "illegal namaz" suçlamasiyla tutuklanmistir. Iddiaya göre bu 9 kisi Kuran'i yerel dillere çevirip bunu "bölücülük davasi" için kullanmislar.

Resmi olmayan çevrelere göre bölgesinde taninmis Abduraup adinda bir hoca Hoten'de Aralik 2001'de 8 genç kiza Kuran'i ögretirken gözaltina alindi. Muhabbet adinda bir bayan din ögretmeni 10 Aralik 2001 tarihinde aralarinda 13 yasinda olan bir kizin da bulundugu ögrencileri ile birlikte gözaltinda alindi. Haberi veren kaynaga göre hepsi para cezasi ödedikten sonra serbest birakilmis. Cezalar ise 300 Yuan'dan baslayip Abduraup için tespit edilen 7000 Yuan'a kadar yükseliyordu. Kizlardan biri gözaltina alindigi sirada "mukavemet" gösterdigi için ayrica 3000 Yuan para cezasina mahkum oldu.

Hoten kentinde bulunan Komünist Partisi'nin Komitesi Ocak 2002'de bölgede "din, yasadisi dini faaliyet ile asiri dinci düsünce"nin etkisinin arttigini belirtti ve buna karsi bir "temizlik harekati ve okullarin yeniden örgütlenmesi"ni önerdi.

Daha 2001 basinda anahtar konumunda olan camilerde vaaz veren imamlara "siyasi egitim" kampanyasi baslatilmisti. Resmi kaynaklara göre yil sonuna kadar 8 bin kadar imam bu tür egitimden geçmis oldu. Kurslarin süresi genellikle 10 gün idi. Bu 10 gün içerisinde imamlara partinin etnik ve dini politikasi anlatiliyordu. Ocak 2002'de yayinlanan bir habere göre bu tür kurslar 2002 yilinda devam edecekti.

Alinan diger önlemler arasinda camilerin kapatilmasi da vardi. Hoten'e yakin olan Karakas adli kentten gelen bir rapora göre Deng Camii 9 Ekim 2001 tarihinde okula yakin oldugu için kapatilmistir. 15 Ekim 2001 tarihli AFP haberine göre, okula yakin olmakla kötü bir etkisi görüldügü iddia edilmekle cami hali fabrikasi yapilmis. Bundan önceki 12 ay zarfinda benzer nedenlerle 3 tane mescidin kapatildigi da gelen haberler arasinda idi. ( )

Din üzerinde uygulanan baskilar arasinda Ramazan ayinda okullar ve resmi dairelerde oruç tutulmasinin yasaklanmasi karari da vardi. Degisik kaynaklardan elde edilen bilgiye göre bu yasak karari Kasim 2001'de alindi. Okullarda ve yüksek okullarda  Müslüman ögrencilerden oruçlarini bozmalari için tesvik istendi. Hoten Hijenik Okulu'ndan bir ögretmen bu uygulamanin 11 Eylül sonrasi basladigina dikkat çekti. AFP bu ögretmenden söyle bir alinti yayinladi: "Afganistan'da olup bitenler yüzünden bizden siyasi egitime agirlik vermemiz isteniyor."

Dini faaliyetler üzerinde olan baski ve kisitlamalar 2002 yilinda da devam etti. Ili Kazak Otonom Vilayeti'nin valisi 3 Ocak 2002 tarihinde bir genelge yayinlayarak "feodal, batil ve irticai düsünceler"in silinmesini istedi. Bununla birlikte yerel dini ve halk törelerinin gözetlenmesi, dügünler, cenazeler, sünnetler, ev tasimalar ve küpe takmalar gibi olaylarin rapor edilmesi isteniyordu. Kasgar'da Komünist Parti'nin Sekreteri olan Yao Yongfeng Ocak ayinda yayinladigi bir çagrida resmi dairelerin "din maskesi altinda fesat"a karsi uyanik olmalarini istedi. Ocak ayi basinda Kasgar Daily'de yayinlanan bir habere göre 2001 yilinda 253 dini lidere siyasi egitim verilmis ve Kasgar polisi son yil ve 2002 yilini basinda 21 "irtica grubuna" üye olan 530 kisinin yakaladigini duyurmustur.

Dogu Türkistan'i kendi topragi olarak gören ve elinden birakmak istemeyen Kizil Çin hükümeti, Müslüman halka karsi acimasiz bir soykirima giristi. Ilk savas Müslümanlarin inançlarina karsiydi. Dini egitim veren tüm okullar kapatildi, din adamlari tutuklandi, büyük kismi da öldürüldü. Camilere Mao'nun resimleri ve Komünist Parti'nin bayraklari asildi ve Müslümanlara bu resim ve bayraklara saygi gösterilerinde bulunmalari emredildi. Müslümanlarin bir kismi Pan-Türkist, bir kismi da Pan-Islamist olduklari gerekçesi ile gözaltina aliniyor ve idam ediliyordu. Toplu sürgünler ise zulmün bir diger yüzüydü. Yurtlarindan sürülen Müslümanlarin bir kismi zorlu iklim sartlari nedeni ile yolda hayatlarini kaybetti. 1949-1952 yillari arasinda 2.800.000, 1952-1957 yillari arasinda 3.509.000, 1958-1960 yillari arasinda 6.700.000, 1961-1965 yillari arasinda 13.300.000 Dogu Türkistan Müslüman'i çesitli yollarla öldürüldü.

Mehmet Emin Bugra'nin Yegeni Meshur Dini Alim Abdulahat Barat Mehdum 4. Defa Tutuklandi. Çin hükümeti birkaç yildan beri “Yasa disi Dini Unsurlara Darbe Vurma Hareketi” adi altinda Dogu Türkistan'da taninmis din adamlarina ve alimlere karsi zarar verme hareketlerini devam ettiriyor. Abdulahat Barat Mehdum bu yilin baslarinda Hoten'de tutuklanan taninmis din alimlerinden biridir.Alinan haberlere göre Çin Polisi Abdulahat Barat Mehdum'un dini bilgiler ögretmekte oldugu Hoten'deki bir evi basarak 74 yasindaki Abdulahat Barat Mehdum'u, 7 ögrencisini ve ev sahibini birlikte tutuklayarak hapse atti.Dini egitim vermekten baska hiçbir sey yapmayan Abdulahat Barat Mehdum'un agir biçimde Böbrek hastaligina yalandigi, saglik durumunun son derece agir olmasina ragmen  Çin hükümeti onu çok kötü sartlardaki bir cezaevine hapsederek akrabalari dahil hiç kimsenin ziyaret etmesine  izin vermedigi ögrenildi. Hayatinin büyük bölümü Çin zindanlarinda geçen Din alimi Abdulahat Barat Mehdum'un bu tutuklanisi ile birlikte 4. defa tutuklandigi ifade edildi.

Mao'nun, Islâm dinine karsi yürütmüs oldugu siyaset çok siddetli olmustur. Dogu Türkistan da mevcut Kurân-i Kerîm, Hadis ve diger dinî mevzulardaki kitaplar tamamen imha edilmis; camiler kapatilarak kisla, parti binasi, ahir, mezbaha olarak kullanilmis; din görevlileri tutuklanarak iskenceye tabi tutulmus, kanalizasyon islerinde çalistirilmis, hatta domuz eti yemeye, gütmeye ve kesmeye zorlanmislardir.

Mao'nun Islâm dinine karsi yürütmüs oldugu siyasetinin bu derece siddetli olmasinin baslica sebebi, Islâmiyet'in, Mao'nun Dogu Türkistan Türk Müslümanlarin! eritme siyasetine karsi bir kalkan vazifesi görmesidir.

Mao'nun bu imha siyasetine karsi çikan 360 Bin Dogu Türkistanli katledilmis11, 100 binden fazlasi "denize düsen yilana sarilir" misali Sovyetler Birligine siginmis18, 504.800 kisi de Dogu Türkistan'daki 19 agir çalisma kampinin 10'una konulmustur.

1933 yilinda, s ilahli savasa devam eden Muhammed Emin Bugra, hem savasarak hem çekilerek Afganistan'a sigindi ve siyasi mücadelesini orda sürdürdü. Dogu Türkistan Hükümeti yikildiktan sonra, Uygur ve Kazak Türkleri'nden olarak l .5 milyon din ve bilim adami katledildi.

Uluslararasi Af Örgütünün 2003 Yilinda "Çin Halk Cumhuriyeti: Uygurlar Çin'in “terörle savas” adina uyguladigi baskidan kaçiyor " Baslikli raporunda ise;

Ayni dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarina getirdigi kisitlamalari artirarak kutsal Ramazan ayindaki bazi dini ibadetleri yasakladi, bir çok camiyi ve bagimsiz din okulunu kapatti, Müslüman din adamlari üzerindeki resmi denetimlerini artirdi ve "yurtsever olmayan" ya da "yikici" olarak gördügü dini liderleri gözaltina aldi ya da tutukladi. Bölgesel yetkililer Sincan'daki kültür ve medya çevreleri ile bazi devlet dairelerini "istenmeyen unsurlardan kurtarmak için "temizlik" amaciyla siyasi kampanyalar da baslatti.

Ayni dönemde hükümet bölgedeki Müslüman nüfusunun dini haklarina getirdigi kisitlamalari artirarak kutsal Ramazan ayindaki bazi dini ibadetleri yasakladi, bir çok camiyi ve bagimsiz din okulunu kapatti, Müslüman din adamlari üzerindeki resmi denetimlerini artirdi ve "yurtsever olmayan" ya da "yikici" olarak gördügü dini liderleri gözaltina aldi ya da tutukladi.  Bölgesel yetkililer Sincan'daki kültür ve medya çevreleri ile bazi devlet dairelerini "istenmeyen unsurlar"dan kurtarmak için "temizlik" amaciyla siyasi kampanyalar da baslatti.

Benzer sekilde Çin'de, ulusal politikanin bir uzantisi olarak dini vecibelerin yerine getirilmesi kisitlanmakta ve resmi, formel kanallarin disinda her tür dini vecibelerin yerine getirilmesi ya da ibadet, uluslararasi insan haklari standartlarini  ihlal ederek yaptirima tabi tutulabilmektedir. Her hangi belirli din ya da inanç sistemine getirilen kisitlamalarin siddeti, tipki belirli bir grubun bir siyasi kampanyanin hedefi olup olmamasi gibi resmi politikaya göre degisiklik göstermektedir. SUÖB'deki Müslümanlara uygulanan din baskisi, "asiri dinci" denilen kisilere karsi baslatilan resmi kampanya sirasinda daha da artti. Son yillarda baslatilan bu kampanya, Uygur Müslümanlarina dayatilan denetimlerin Çin'deki diger halklar arasindaki Islam'a getirilen kisitlamalardan daha sert olmasina yol açti.

Ne var ki, din baskisinin boyutlari siddet içeren faaliyetler ile mücadele gereginin ötesine geçmektedir. Uluslararasi Af Örgütü, SUÖB'de uluslararasi din ve inanç özgürlügü standartlarini ihlal ederek, bariscil sekilde kendi dini ibadetlerini yapmalarindan dolayi gözaltina alinan sayisiz Uygurun vakalarini belgelemistir.[18]

Uluslararasi Af Örgütü, SUÖB'deki baskinin ileri boyutlarda olmasinin etnik, kültürel ya da dini Uygur kimliginin her hangi bir sekilde bagimsiz ifadesine yönelik alani daraltmasindan endise duymaktadir. Bu tür ifadeler, özellikle barisçil elestiri, hosnutsuzluk ya da huzursuzluk biçimini aldiklarinda yetkililer tarafindan çogunlukla "ayrilikçi",  "terörist" ya da "yasa disi dini" faaliyetler olusturma sayilmakta ve keyfi gözalti, iskence ve diger ciddi insan haklari ihlallerine yol açmaktadir. Uluslararasi Af Örgütü Çinli yetkililere, siddet içeren eylemler ile barisçil hosnutsuzlugun ya da sosyal, kültürel ya da dini kimligin ifade edilmesi arasinda net bir ayrim yapmalari çagrilarini sürdürmektedir.

Bölgede "ayrilikçilik, terörizm ve asiri dincilik" olarak tanimlanan "üç ser güç" üzerindeki resmi siyasi önlemlerin artirildigi göz önüne alinirsa, bu rakamlarin o tarihten sonra önemli ölçüde artmis olmasi muhtemeldir. Eylül 2003'te sürgündeki Uygur kaynaklari, Mart 2002 tarihinden itibaren SUÖB'ün çesitli sehirlerinde bagimsizligi gelistirdigine inanilan Uygur kitaplarina ve öteki medya araçlarina el koymayi ya da bunlari yakmayi amaçlayan güvenlik operasyonlari kapsaminda on binlerce kisinin "ayrilikçi" ya da "terörist" olduklari iddiasiyla gözaltina alindigini bildirdi. Ayni kaynaklar, Nisan ile Agustos 2002 tarihleri arasinda sadece Kasgar'da, resmi olmayan Islami faaliyetleri hedef alan bir güvenlik operasyonu sirasinda tahmini olarak 5.000 kisinin gözaltina alindigini da belirtti. Bildirildigine göre bu kisilerin yaklasik 150'sinin ölüm cezalari infaz edildi.

Çin Devlet Konseyi, görüldügü kadariyla SUÖB'deki politikalarina yönelik uluslararasi elestirilere karsilik olarak, Mayis 2003'de Sincan'in Tarihi ve Gelisimi baslikli yeni bir Resmi Brosür yayinladi. Bu belge bölgedeki etnik azinliklarin haklarinin dini inanç özgürlügü de dahil olmak üzere tam olarak korundugunu iddia ediyordu.[33]

2001 sonunda, her ikisi de Kasgar ilindeki Yerken kasabasinda Islami ögrenci olan iki Uygur, Ahat Memet (21 yasinda) ve Turgan Abbas (27 yasinda) Kazakistan'da kayboldu ve zorla Çin'e iade edildiklerine inanilmaktadir. Ahat Memet ve Turgan Abbas, bildirildigine göre "yasa disi dini" ve "ayrilikçi" faaliyetlere karistiklari süphesiyle bir ay boyunca gözaltinda tutulduklari ve sorgulandiklari Kasgar ilindeki Yerken gözalti merkezinden serbest birakildiktan sonra Agustos 1999'da SUÖB'den kaçmislardi.

  Yine Uluslararasi Af Örgütü 164 nolu basin açiklamasindaki, Çin: Kaçan Uygurlar “terörle mücadele” adina iskence ve idama geri dönmeye zorlanmakta " baslikla devamla;

 “ABD'ye yapilan 11 Eylül 2001 saldirilarindan bu yana Çin Hükümeti bölgedeki tüm politik ve dini farkliliklara karsi olusturduklari baskiyi artirmak için ‘terörizm karsitligi'ni bahane olarak kullanmaktadir.

Hükümet ayni zamanda; çogu Müslüman olan Uygurlarin dini haklari üzerindeki kisitlamalarini artirarak bazi camileri kapatmis, bazi dini okullari ve uygulamalari da yasaklamistir. Hem kisitlamalarini dini, kültürel ve sosyal haklara da uzatarak “ayirimci, terörist veya dini fanatik” olduklari süphesi ile kisileri yillarca adil olmayan yargilamalar ertesinde mahkumiyet veya idam cezalari ile karsi karsiya birakmis, hem de avukatlar veya aileleri ile görüstürülmeden iskence ve uzun süreli gözaltinda tutmustur.

      Dogu Türkistan ve Çin'deki Müslümanlar üzerine bir uzman olan Profesör Dru C. Gladney, hükümetin "fazla" dindar oldugundan süphe duydugu bütün Uygurlari, özellikle Sufî ya da Vahabî olarak belirlenen kisileri sürekli olarak topladigini da belirtmistir.

China's Minorities: the case of Xinjiang and the Uyghur people (Çin'deki Azinliklar: Sincan vakasi ve Uygur halki) Birlesmis Milletler Azinlik Haklarinin Korunmasi ve Gelistirilmesi Alt Komisyonu'na sunulan çalisma, Azinliklar Çalisma Komisyonu, Dokuzuncu Oturum, 12-16 Mayis 2003, UN Doc.

Fokus Dergisi Barut Fiçisi basligi altinda yayinladigi yazisinda ise; "Bu "bölgeyi Çinlilestirme" politikasi giderek esitsizlik ve siddet Içeren bir istilaya dönüsüyor. "Çalisma kamplarinin sayisi her geçen gün artiyor. Karsi devrimciler ve Uygur kökenli "teröristler" ya Taklamakan Çölü'ndeki yol yapiminda ya da Tanri ve Altay daglarindaki maden ocaklarinda çalistiriliyorlar. Bu insanlara her gün Parti tezleri çerçevesinde egitim veriliyor, dinlerini reddetmeye zorlaniyorlar."

Dogu Türkistan'da dindar Müslümanlarin sik sik gözaltina alinmalari, dinlerini gerektigi gibi yasamalarina izin verilmemesi ve din adamlarina uygulanan baski, bu siddet politikasinin çok daha derin bir nedeni oldugunu akillara getirmektedir. Her seyden önce bu, Kizil Çin'in Dogu Türkistan'daki Islami varliktan büyük endise duydugu anlamina gelmektedir. Çin'de Islam dinine ve Müslümanlara yönelik saldirilarin kökeni eski dönemlere dayansa da, bunun sistemli bir zulüm ve hatta soykirim politikasina dönüsmesi komünist rejimin kurulmasiyla basladi. 1949'da Mao'nun Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurmasi ile birlikte, öncelikli hedef her türlü Islami unsur oldu. Camilerin, mescitlerin, medreselerin ve dini egitim veren kurumlarin kapatilmasi ile baslayan din düsmanligi, açik birakilan ibadethanelere Mao'nun resimlerinin asilmasi ve Müslümanlarin bu resme saygi göstermeye zorlanmalari ile iyice doruga tirmandi. Bu dönemde 29 bin cami kapatildi.1 Bundan sonraki asama ise özellikle din adamlarinin, mesnetsiz iddialara ve düzmece suçlamalara dayanilarak gözaltina alinmalari oldu. Bu kisilerin bir kismi hemen idam edilirken, 54 binden fazla din adami da bir ömür boyu Çin toplama kamplarinda, son derece agir kosullarda zorunlu isçi olarak çalistirildi. (www.doguturkistan.com)

Bu dönem boyunca din adamlarina fiziksel iskencelerin yani sira, manevi iskenceler de yapildi. Örnegin din adamlari meydanlara toplandi, Mao'nun sözde "ilah" oldugunu kabul ettiklerini ikrara zorlandilar. Halktan ölülerini yakmalari gibi Islam anlayisinin disinda uygulamalar yapmalari istendi. Kapatilan camiler ise askeri kisla, depo veya sinema, tiyatro gibi eglence yerleri olarak kullanildi. Cuma ve teravih namazlari da dahil olmak üzere her türlü toplu ibadet yasaklandi, geride kalan birkaç camide ibadetlerini yerine getirmeye devam eden Müslümanlara agir vergiler kondu. Bu camilerin onarim ve bakimi için kullanilacak bagislara ve din adamlarinin her türlü mal varliklarina komünist yönetim tarafindan el konuldu. Kuran ögrenmek ve ögretmek tamamen yasaklandi. Dini eserler evlerden toplandi. Arapça metinler, pek çok tarihi el yazmasi kitap da dahil olmak üzere yakildi.

Bugün de Degisen Bir sey Yok!

Çin'de 18 yasindan küçüklere dini egitim gerek evde gerekse okulda kanunen yasaktir. Islam ülkelerinin baskisi neticesinde bazi dini okullar açilmissa da buralarda Islamiyet'ten çok Marksizm, Leninizm ve Maocu fikirler okutulmaktadir. Bu din okullarinda görevli ögretmenlerin hepsi komünist ve ateisttir. Gençler dini bilgiden mahrum olarak büyütülmektedirler. Diger okullarda ise din sanki unutulmasi gereken veya Çin halkinin alt tabakalarindaki insanlar tarafindan benimsenmis iptidai bir inançmis gibi ögretilmektedir. Bu durum gençleri dini inançtan hizla uzaklastirmaya baslamistir.

Hükümet, Müslümanlarin faaliyetlerini çok siki kontrol etmektedir. Çin'deki Islam cemiyetinde görev yapanlarin çogu komünisttir... Komünistler, Islamiyet'i, Islam ülkeleriyle olan iliskisini gelistirebilmek için bir araç olarak kullanmaktadir. Burada hemen belirtmek gerekir ki, Çin Komünist Partisi'nin kullandigi din aleyhtari söylem, yeni bir iddia degil, asirlardir inkarcilar tarafindan kullanilan klasik bir alay ve iftira üslubudur. Kuran'da Hz. Nuh'a karsi çikan inkarcilarin da, "... Biz seni yalnizca bizim gibi bir beserden baskasi görmüyoruz; sana, sig görüslü olan en asagiliklarimizdan baskasinin uydugunu görmüyoruz..." (Hud Suresi, 27) diyerek, dindarlari küçümsemeye çalistiklari bildirilmistir. (www.harunyahya.org)

Dogu Türkistan'da sadece dinlerini yasadiklari ya da yasamak isteyen insanlara Islam'i ögrettikleri için binlerce insan tutuklanmis ve iskence görmüstür. Gözaltina alinan din adamlarinin suçlandiklari konular ise çok dikkat çekicidir. Örnegin 28 Ekim 1999'da gözaltina alinan ve agir para cezasina çarptirilip görevinden alinan Hoten'deki Oybag Camisi'nin Imami Mehmet Ali'nin suçu, dini, Komünist Parti'nin dikte ettirdigi sekilde ögretmemektir. Imam Mehmet Ali'nin suç duyurusunda isledigi "suçlar" su sekilde siralanmistir:

Görevi boyunca Imam Mehmet Ali, Komünist Parti'nin kurallarini ögrenmemis, ögretmemis ve uygulamamistir. Din Isleri Baskanligi'nin talimatlarini görür gibi yapmis, ancak Baskanligin organize ettigi çalismalara ve egitsel faaliyetlere katilmamistir... Kimligi belirsiz kisilerin camide kalmasina izin vermistir...

Londra kökenli insan haklari gözeticisi Amnhsty International'm geçen ayki bir raporuna göre: Geçtigimiz üç yil içinde Çin teröre karsi mücadele adi altinda Müslümanlari göz altina almis,camileri kapatip bazi dini okullari yasaklamistir. Amerika, Dogu Türkistan Islami Hareketi'ni terörist gruplar listesine dahil etti.

 Subat 2000'de Içisleri bakani Sadettin Tantan'in Pekin ziyaretinde Çin Kamu Güvenligi Bakani Jia Chunwang ile arasinda imzalanan ve Dogu Türkistan teskilatinca bu anlasmanin Dogu Türkistanlilara yönelik "Suçlarla Mücadele Isbirligi Anlasmasi" ile yetinmemis, son olarak Cumhurbaskani Demirel ile Jiang arasinda yapilan görüsmelere iliskin yayinlanan ortak deklarasyonunda: "Her türlü terörizm, bölücülük ve kökten dinci faaliyetlere karsi ortak hareket edeceklerdir"  ifadesine yer verilmistir. Pekin ise bunun Türkiye'nin Dogu Türkistan'a karsi aldigini düsünmektedir. Savunma Bakani Sabahaddin Çakmakoglu Eylül 2000'de yaptigi Çin ziyareti sirasinda, Çin Devlet Baskani Yardimcisi ve Çin Merkezî Askerî Komitesi Baskan Yardimcisi Hu Jingtao tarafindan kabul etme sirasinda yine Dogu Türkistan problemi dile getirmistir. Görüsmede Hu Jingtao: "Çin-Türkiye ile birlikte etnik bölücülüge, uluslararasi terörizme ve radikal dincilige karsi ortakligini güçlendirmelidir" demistir.  Ocak 2001'de Çin Disisleri Bakani Tang Jiaxuan Türkiye ziyareti sirasinda Basbakan Bülent Ecevit ile görüsürken, dini asirilik, uluslararasi terörizm ve etnik bölücülüge kasi ortak hareket edilmesi konusunda ortak görüse varildigini ve Ecevit'in de bu konuda Aralik 1998'de bir genelge çikararak Türkiye'de Çin'i bölecek her hangi bir faaliyete izin verilmedigini beyan ettigini açiklamistir.  Mayis 2001'de Çin Istisare Komitesi Baskani Li Ruihuan'in Türkiye ziyaretinde, Türkiye hükümeti, "uluslararasi terörizm, etnik bölücülük ve dinî radikalizme karsi ortak hareket edilmesi" hakkinda ögütler verdigini ifade etmistir.  Türkiye-ÇHC iliskileri her iki taraf için de tamamen sorunlardan ve ön yargilardan arinmis olmamakla birlikte sürekli gelisme kaydetmektedir. Çünkü mevcut sorunlarin yaninda her iki baskent karsilikli çikarlar çerçevesinde esasindaki iki ülke arasinda iliskilerin gelismesinin önünü açmak için çalismaktadirlar. Bu sorunlardan çok çözümler üzerinde yogunlasan yaklasimin sürekli olmasi,  sorunlarin çözümü için de muhakkak ki katki saglayacaktir. Gerek Ankara, gerek Pekin, buna arzulu görünmektedirler.

Buna karsin, bazi dönemlerde söz konusu siyasal haklar tamamiyla geri alindi. Uygur Türklerinin Çinli topluma entegrasyonunu saglamak amaciyla, Islam inanci çerçevesinde yerine getirilmesi farz olan ibadetler dahi yasaklandi. Aile içinde bile çocuklara dini egitim verilmesi güvenlik güçlerinin baskisi ve uzun süreli hapis ya da idam cezalari ile engellenmeye çalisildi.

Bu kapsamda uygulanan kisitlamalar, Uygur Türklerinin ulusal ve kültürel kimliginin asimile edilmesini hedef alan uygulamalarin bir bileseni oldu.

ÇHC Yönetimi, ülkedeki ulusal birligin olusturulmasi ve istikrarin korunmasi bahanesiyle bölgedeki otoritesi için en ciddi tehlike olarak algiladigi Uygur Türkleri'nin mahalli seviyede yasadigi dini ibadetlerini baski altina aldi. Bölgede, ÇHC rejimi aleyhtarliginin kaynagi addedilen, camiler, Kur'an Kurslari ve hatta aile içi dini egitim, zaman zaman asiri derecede baski altina alindi. Camiler ve kurslar süresiz olarak kapatildi. Söz konusu kurumlarda çalisan resmi görevliler tutuklandi ya da isten çikartilmak suretiyle taciz edildi.

Bir dönem serbest birakilan, baska bir dönem yasaklanan dini faaliyetlerle kendini ortaya koyan tutarsiz politikalarin, yaklasik 30-35 yillik süreç içerisinde Uygur halkinda yarattigi güvensizlik, ibadet de dahil olmak üzere bölgedeki dini faaliyetlerin zaman içerisinde yer altina inmesine sebep oldu.   

Böylelikle, etnik ve dini kimligini korumaya çalisan Uygur Türkleri arasinda, Orta Asya'da yüzyillardir hakim olan, zorlama ve siddeti reddeden ilimli Islam inancindan farkli görüslere sahip, radikal görüslü sahislarin kurdugu tarikat benzeri yapilanmalar ortaya çikti. Sincan- Uygur Özerk Bölgesi'nde radikal Islamci görüsün ilk tohumlari atilmaya baslanildi. Ancak bu olusumlar, etkinliklerini artirabilecek sayida taraftar toplayamadi.

Bu baskilar 1960'larin sonuna kadar devam etti. 1970'li yillarin basinda ise Sovyetler Birligi karsisinda daha güçlü bir konum kazanmak ve uluslararasi alanda daha etkin hale gelmek amaciyla yeni arayislara giren ÇHC, uluslararasi açilim yapma karari aldi. Bu kapsamda, önceligini Afrika ve Ortadogu ülkelerine verdi. Ortadogu bölgesi ile yakinlasmanin gündeme gelmesiyle, 1975 yilindan itibaren, Sincan Bölgesi'nde yasayan Uygur Türkleri'nin dini vecibelerin yerine getirilmesi üzerindeki baskilar bir nebze de olsa azalmaya basladi.

Bu gelismenin arkasindaki temel neden, Ortadogu ülkelerinin, ÇHC'nin Müslüman nüfusa uyguladigi baskici politikalardan duyduklari rahatsizligi açikça dile getirmeleri oldu. Özellikle Suudi Arabistan, Iran ve Pakistan, konuya iliskin hassasiyetlerini en çok gündeme getiren ülkelerin basinda yer aldilar.  

Böylelikle, 1966-1972 yillari arasinda “Kültürel Devrim” adi altinda Müslüman Uygurlar ve Huilere yönelik, özgürlügü ciddi anlamda kisitlayici uygulamalarin yerini tedrici bir iyilesme sürecine biraktigi görüldü.  

Yeni dönemle birlikte ÇHC Yönetimi, kisitli sayidaki Uygur Türkü ve Hui kökenli hacinin Suudi Arabistan'a gitmesine izin vermeye basladi. Ayrica, Suudi Arabistan ve Misir'a egitim almalari amaciyla din adami gönderdi. Bölgede, silahli Cihad kavraminin temelleri, Uygur kökenli din adamlarinin Ortadogu ülkelerindeki egitimleri ile atildi.  

Buna karsin, Müslüman olmayan Çinlilerinin Sincan Bölgesi'ne nakledilmeleri ve Uygur kökenli nüfusa karsilik bölgede Çin kökenli nüfusun artis kaydetmesi için yapilan uygulamalar sürdürüldü. 1977 yilinda Deng Xiaoping'in is basina gelmesiyle ÇHC'nin ekonomik ve siyasi anlamda dünyaya açilma projesi hiz kazandi ve geçmis senelerdeki tecrit politikalari terk edilmeye baslandi. Ancak Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'nin, ÇHC'nin petrol ihtiyacini karsilayan ve diger dogal kaynaklar açisindan zengin bir konuma sahip olmasi nedeniyle, etnik kökene dayali ayirimci politika uygulanmalarina da devam edildi.  

1982 yilinda ÇHC Anayasasi'nda, azinliklara çesitli siyasi haklar taninmasi yönünde gerçeklestirilen degisikliklere ragmen Uygur Türkleri lehine ciddi bir gelisme olmadi.

Dogu Türkistan'daki Islamci kesime esin kaynagi olan bir diger önemli gelisme, Afganistan'in 1979 yilinda Sovyetler Birligi tarafindan isgal edilmesi oldu. Ülkedeki savasin devam ettigi 1979-1989 yillari arasinda, ÇHC Yönetimi tarafindan Afgan mücahitlere silah, lojistik ve insan yardimi yapildi. Savasin bitmesinin ardindan, sayilari fazla olmamakla beraber, gerilla harbi tecrübesine sahip mücahitlerin bir kismi Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'ne döndü. Bir kismi da Afganistan ve Pakistan'da kaldi.

Söz konusu gruplar, 1990 sonrasinda Pekin Yönetimi tarafindan, Uygur Türkleri'ne karsi tekrar uygulamaya konulan ve insan haklari örgütleri ile bazi NGO'larca “devlet terörü” oldugu vurgulanan uygulamalar neticesinde, bölgede taraftar buldular.

Bu baglamda, Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'nde radikal Islamci faaliyetlerin ve bu çerçevede gerçeklestirilen siddet eylemlerinin baslica kaynagini, Afganistan ve Pakistan baglantili gruplar teskil ettiler. Zaman içerisinde anilan olusumlarin, Iran, Suudi Arabistan, Kazakistan, Kirgizistan ve ABD gibi ülkelerdeki Islamci çevrelerden de destek aldiklari söyleniyor.  

Gerek Bati ülkeleri gerekse Asya ülkelerindeki dernek, vakif ve basin-yayin organlarinin yanisira, 1989 yilindan itibaren Islamci tandansa sahip olusumlar da Uygur Türkleri'nin milli mücadelesinde etkin rol almaya basladilar. 1989 yilinda Pekin'de yasanan özgürlük ve demokrasi taleplerinin açikça dile getirildigi “Tiananmen Meydani”daki ögrenci olaylarina, sayilari fazla olmamakla beraber Uygur Türkü sahislar da katildilar.  

Olaylarin akabinde Pekin'de okuyan bir çok Uygur asilli üniversite ögrencisi Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'e geri gönderildi. Böylece Tiananmen Meydani'nin temsil ettigi özgürlükçü düsüncenin etkilerinin Bölge'ye tasinmasi engellenmeye çalisildi.

 Diger taraftan 1989 senesi, Ingiltere'de yasanan Salman Rüsdi olayinin bir benzerinin ÇHC'de yasandigi bir yil oldu. Çinli bir yazarin yazdigi “Cinsel Gelenekler” adli kitapta, Islam dinine yönelik asagilayici ifadelerin kullanilmasi neticesinde, Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'nin çesitli kentlerinde gösteriler düzenlendi.

 2000 yilinda, Dogu Türkistan'a yönelik Islamci faaliyetlerde yabanci unsurlarin etkinligini, bilhassa Arap etkisini, ortaya koymasi açisindan önemli bir gelisme yasandi. 20 Mart 2000 tarihinde Suudi Arabistan'in Mekke kentinde bir toplanti yapildi. Toplantiya ABD, Almanya, Iran, Afganistan, Orta Asya Cumhuriyetleri ile Türkiye ve Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'nden 30 civarinda Uygur Türkü katildi. Katilimcilar arasinda Suudi Arabistan, Pakistan, Sudan, Cezayir, Lübnan ve Suriye'den de radikal Islamci kanada mensup sahislar da yer aldi. Toplanti sonunda, özellikle, Orta Asya Cumhuriyetleri'ne dagilmis olan Uygur Türklerini kullanilmak suretiyle ve Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'nde uygulamaya konulmak üzere bir hareket tarzi belirlend.

 Toplantida, Pakistan kökenli Lashkar-e Taiba Örgütü'nün lideri Prof. Hafez Mohammed Saeed, Bölge'de güvenlik güçlerine karsi, daha etkili bir silahli mücadele yürütülebilmesi için, Uygurlar'dan olusan düzenli bir organizasyon tesekkül edilmesini önerdi.

Buna karsilik, toplantiya Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'nden katilan Abdul Rasool , Rusya Federasyonu Silahli Kuvvetleri'nden emekli olan ve halen mezkur ülkede bulunan Uygur kökenli sahislarin, kurulmasi planlanan olusum içerisinde görevlendirilebilecegini ifade etti. Lashkar-e Taiba lideri H.M.Saeed; “Örgütünün, Pakistan'in Lahor ve Muzafferabad kentlerinde bulunan egitim kamplarinda Uygur Türklerinin egitilmesini üstlendigini” ifade etti.

 Diger taraftan, Suudi Arabistan Diyanet Bakanligi temsilcisi askeri egitim için kendi topraklarinin kullanilmasina izin veremeyeceklerini ancak, para yardimi yapabileceklerini vurguladi. Sudan, Cezayir, Lübnan ve Suriye'den konferansa katilan temsilciler de, Suudi Arabistan temsilcisi gibi Uygurlara nakdi yardimda bulunacaklarini açikladilar.

 2001 yili itibariyle çok sayida Dogu Türkistanli genç, Pakistan ve Iran'da dini egitime tabi tutuldular. Özellikle Pakistan'daki medrese egitimi sonrasinda, bölge ülkelerinde faaliyet gösteren etkili terör örgütlerinin kamplarina giderek silah ve bomba egitimi alan Uygur Türkü sahislar mevcut.

 Söz konusu faaliyet çerçevesinde; Harekat-ül Mücahidin ve Lashkar-e Taiba Örgütleri'nin Pakistan ve Afganistan'daki kamplarinda toplam 250-300 civarinda Uygur Türkü'nün egitim aldigi, söz konusu sahislarin bir kisminin bilahare Afganistan'da kalarak Taliban saflarinda gerilla savasi tecrübesi kazandiklari, diger bir kisminin ise Hindistan kontrolündeki Kesmir'de Pakistanli örgütlerin içinde görev aldiklarina dair güvenilir kaynaklardan intikal etmis bilgiler bulunuyor.

 ÇHC'nin Uygur Türkü kimligine yönelik asimilasyon politikalarina ulusal bir direnç görünümünde olan Dogu Türkistan hareketi, süreç içerisinde, giderek daha agir basan Islamci bir kimlige kayma egiliminde oldu.

 Özellikle 1975 yilindan sonra ÇHC'nin izledigi politika degisikligi neticesinde, Ortadogu ülkeleri ile etkilesimin basladigi dönem, Bölge'de yasanan geleneksel Islam kimligindeki degisimin baslangici olarak önem tasiyor.

 Hemen her Müslüman toplumda yasandigi üzere, milli kimligin tespitinde muhtelif ölçülerde dinin de katkisi oldugu ön görüldügünde, benzeri katkinin ÇHC'deki Müslüman Türkler için de geçerli oldugunu belirtmek mümkün.

 Ancak komünist rejimlerin hüküm sürdügü dönemde, Orta Asya ve ÇHC'deki Müslüman topluluklarin dinlerini ve geleneklerini yasamada karsilastiklari baskilar, zaman içerisinde Islam'i, felsefi boyutu göz ardi edilmis bir mensubiyet duygusuna dönüstürdü. Radikal unsurlar tarafindan kullanilabilecek bir boslugun dogmasina sebebiyet verdi.

 ÇHC'de 1975 yilinda benimsenen açilma politikasi ile Selefi/Vahabi Islam anlayisina kaynaklik eden Müslüman ülkelere yönelik, din adami yetistirmek ve dini özgürlükleri genisletmek adina yapilan açilimlar, Uygur Türkü toplumundaki bazi kesimlerin din anlayisini radikallestirdi. Buna bagli olarak mevcut ulusal direnis nosyonu da söz konusu radikal akimdan etkilendi.

 Günümüz itibariyle, Sincan-Uygur Özerk Bölgesi'ne yönelik radikal Islamci faaliyetlerin olusmasinda ÇHC Yönetiminin izledigi politikalar kadar, Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, ABD ve Almanya gibi ülkelerin etkilerinin göz ardi edilemeyecek boyutta oldugu söylenebilir.

 Bununla birlikte, Bölge'de yasayan 30 milyonu askin Uygur Türkü'nün geleneksel Islam'a bagli, radikal Islam'dan uzak olarak yasamlarini sürdürdükleri de bilinen bir gerçektir.

Dogu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan alan istihbarat bilgilerine göre; Dogu Türkistan'in Peyzavat nahiyesinde oturan Abdulkerim Karim adindaki Uygur genç aslinda ileri seviyede dini bilgisi olan ve yetenekli bir din adami olup, zamaninda dini vaazlarla istigal ederek su bölgede yasayanlarin saygi ve sevgisini kazanmis bir sahis idi. Fakat 1994 yilinda Çin hükümeti onu " illegal dini faaliyette bulunmak" la itham ederek 6 yil hapis cezasi vermislerdi. Geçen sene Agustos ayinda hapis süresini bitirerek çiktiginda kimseyle konusamaz, dis etkilere cevap veremez heykel suretteki bir adam olmus. Ailesindekiler tedavi etmeye çalistilarsa da hiç iyilesmemis. Demek ki; hapishanede planli halde yapilan zehirleme nedeniyle aslinda ruhu o kadar saglam, güçlü, çaliskan ve yerli yerinde duramayan, konuskan bu kisi Çin iskencesinden dolayi böyle gereksiz hale gelmisti.

TBMMde de ilk defa Çin'in uygulamakta oldugu dini baskilari teyit eden asagidaki konusma metnini aynen okuyacaksiniz.

BIRINCI OTURUM Açilma Saati : 15.0019 Nisan 2000 Çarsamba BASKAN :

Baskanvekili Ali ILIKSOY

2. – Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nin, Çin'in Dogu Türkistan bölgesinde yasayan Uygur Türklerine karsi uygulanan insan haklari ihlallerine iliskin gündem disi konusmasi

1949'da komünist rejimin Dogu Türkistan'a girmesiyle yeni bir terör ve baski rejimi baslamistir; camiler, medreseler ve okullar kapatilmis, ulema ve halkin ileri gelenleri tutuklanmis, çogu öldürülmüstür. 1952 yilinda, çogu din adamlarindan olusan 120 000 kisi öldürülmüstür.

Degerli arkadaslar "Dogu Türkistan'dan Çin'e gelecek bütün tehlikelerin basi dindir" mantigiyla, 1995 yilinin ramazan ayi ile 10 Temmuz 1997 tarihleri arasinda, Dogu Türkistan'in Yarkent bölgesinde bagimsizlik mücadelesi verirken bölücülük suçlamasiyla tutuklananlarin sayisi 30 000'den fazladir.

1995-1997 yillari arasinda, Dogu Türkistan'in genelinde Çin iskencesi sonucunda öldürülen ve kaybolanlarin sayisi 5 000 'den fazladir. Sadece Kasgar Bölgesinde bir gecede kimlik kontrolü bahanesiyle tutuklanip ve sonradan akibetinin ne oldugu bilinmeyen Uygurlarin sayisi 10 000'i asmistir.

(Impact International, Haziran 1996)

Pekin kontrolündeki Müslüman topragi olan Dogu Türkistan'da yasanan rahatsizliklar hakkindaki çesitli spekülasyonlar, resmi gazete olan "Xinjiang Daily"nin 16 Mayis tarihli sayisinda dogrulandi ve bu gazetenin haberine göre, Merkezi Yönetim, Müslümanlari agir biçimde bastirmak için harekete geçti. Pekin yönetimine karsi aykiri davranan veya protestoda bulunan Müslümanlarin bu tür hareketleri Pekin tarafindan "degismeyen bir üslupla" -milli bölücü- veya -ayrilikçi- olarak tanimlaniyor ve baska suçlulara verilen serbest kalma hakki bunlara taninmiyor.

"2 Mayis günü, bizim güvenlik polislerimiz..........bomba tasiyan, cinayet isleyen ve baska terör eylemleri gerçeklestiren bir grup bölücüleri tamamen etkisiz hale getirip yok ettiler" diye beyan ediyor ayni gazete...

Abla TOHTI baskanligindaki 9 kisilik bir grubun, Kuça ilçesinde her çesit olaylara katildiklarini, 4 eve bomba yerlestirip birbiri ardindan havaya uçurduklarini ve 4 kisiyi öldürüp bazi kamu mallarini zarara ugrattiklarini iddia ettiler. Bu kisilerin yine her türlü dramatik olaylarla bir dizi öldürme eylemlerini gerçeklestirdiklerini söylüyorlar. Bu eylemlerin üçü el yapimi bombalarla, dördü ise polisle silahli çatisma vb. yaparak gerçeklestirilmis.

Bu eylemcilerin lideri, kendisinin yapmis oldugu el yapimi bombalar ile karsi tarafa meydan okuyor. Bir eylem sirasinda en sondaki bir arkadasi, elindeki bombayi kullanamadan, polis tarafindan ates açilarak öldürülmüs."Xinjiang Televizyonu" 1 Mayis haberine göre, Çin tarafinin "organize ayrilikçilar" olarak niteledikleri bu insanlara karsi agir biçimde cezalandirma konusunda yetkililere emir verdikleri bildirildi. Durumun ciddiyeti, üst düzey hükûmet yetkililerinin ve Komünist Parti yöneticilerinin 30 Nisan tarihinde bölge baskenti Ürümçi'de yapmis olduklari özel ve acil toplantilarindan da belli oluyor. Bu gizli bir dizi toplantilarda alinan karar, "her çesit cinayet ve siddet eylemlerine karsi kesintisiz ve sonuna kadar mücadele etmek, her ilçe, kasaba ve köylere kadar siki ve acimasiz sekilde, bu tür maceraci bölücülere karsi göz açtirmamak gibi önlemleri içeriyor.

Özerk Bölge Komünist Partisi acil olarak düzenledigi dört günlük çalisma toplantisinda, milli bölücülük ve illegal dini faaliyetlerden meydana gelen "önemli tehdit"in Dogu Türkistan'in istikrari içeren can alici noktaya ulasildigi kanisina varildi. Parti organizasyonu ve Parti disiplinini güçlendirmek; basin, yayin ve kültürel faaliyetlerinin kontrolünü siklastirmaktan baska, dini faaliyetlerin kisitlanmasi ve iptal edilmesi, okul doktrini'nin daha da siki tutulmasi karara baglandi.Parti yetkililerine bakildiginda., Dogu Türkistan'daki dini faaliyetlerin kontrol ve denetim altina alinmasi kaçinilmaz.... Çünkü: Din, öncelerde ve simdi direkt olarak devletin yönetim kademelerine, adli organlarina, egitime, aile planlamasina karismak suretiyle, bazi insanlari kandirarak ve zorlayarak bölücülük ve sabotaj eylemlerini gerçeklestirmektedir. Bazi kisilerin "bilinçsiz ve inisiyatifsiz" halde, dine karsi belli bir sempati duydugu ve bu insanlarin kolayca kandirildigi iddia edilmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti anayasasi'nin 36. maddesi'nde "her bir Çin vatandasi dini inanç ve özgürlügüne sahiptir, devlet, vatandasin normal dini faaliyetlerini korur, kimse dini bahane ederek sosyal düzeni bozamaz, insanlarin sagligi ile oynayamaz ve devletin egitim programina karsi çikma girisiminde bulunamaz; dini inanç, dini cemaat ve dini hareketler dis güçlerin kontrolünde olamaz" yazilidir. Görüldügü üzere "din hürriyeti"ne Anayasa ile müsaade edilmis olmakla birlikte, dini inanç, dini cemaat ve dini hareketlerin tüm yabanci dünya ile iliskileri kesilmis ve ateizm üzerine kurulu Devlet Egitim Programi ile baski ve kontrol altina alinmistir. Dini inançlarin dogrudan baski altina alindigi 1966 Kültür Devrimi'nde doruga çikan "ayriliklar ve baskilar" devam etmektedir. Bazi durumlarda dini baski dogrudan milli baskiyla baglantili olmustur. Mesela, Müslüman bölgelerde, domuz yetistirme ve domuz eti yeme, Komünist Parti'ye kabul isine katilmaya zorlanarak yapilmistir. Anayasa'da verilen haklara ve özgürlüge ragmen, dinlerinden vazgeçmeyenler iktidar yapisindan ve nimetlerinden izole edilmektedir. Çünkü yönetim kadrolarini olusturan Komünist Partisi kadrolarinin "dindar olmalari" yasaktir. Böyle olunca Parti'ye girmeyenler hem issiz kalmakta, hem isleri yapilmamakta hem de hor görülmekte ve dolayli olarak cezalandirilmaktadirlar. Tüm özel dini okullarin kapatilmasi karari alinmistir. 1997 Subat ayindan bu yana Müslümanlar için farz olan normal Cuma hutbelerinin yapilmasina yasak getirilmistir. Yüzlerce din adami ve kur'an okumak, ögrenmek isteyenler tutuklanmistir.